Yazı Detayı
27 Mart 2017 - Pazartesi 08:22 Bu yazı 653 kez okundu
 
Jawa’lı Günler…
Aslı Kafkas
aslikafkas@gmail.com
 
 

Son günlerde bir  #tbt çılgınlığı gidiyor, anlamı ise Perşembe günleri, geçmişten bir fotoğrafı yeniden paylaşmak (ThrowBackThursday) .  Mesela geçen yaz kumsalda güneşleniyorken paylaştığınız ayak! Fotoğrafınız aklınıza geldi diyelim ve onu tekrar paylaşmak istiyorsunuz, bu paylaşımı Perşembe günü yaparsanız adı #tbt oluyor. Diğer günlerin henüz bir adı yok Jhani eskiden kendi fotoğrafımızı çekerdik adının selfie olduğunu bilmezdik ya bu da onun gibi bir şey, daha önceden de eski fotoğraflarımızı bolca paylaşırdık ama Perşembe paylaşınca durum değişti.. Neyse kabul… Güne ayak uyduramayan günün gerisinde kalır deyip geçelim bu detayı…

Geçenlerde fotoğraflarımı karıştırırken 30.05.2015 senesinde ki doğum günüm için kendime aldığım ’70 model JAWA'm önüme geldi. Git kendine ayakkabı al, çanta al ne bileyim diz üstü bilgisayar al, JAWA da ne! Ama asıl konu bu JAWA'nınbende biriken hikâyesi, buyurun;

Rahmetli babamın gençliğinde JAWA motosikleti varmış, hatta bir gün arkadaşı Yusuf amca ile gezerken bir kaza geçirmişler. Babam Yusuf amcayı kucağında hastaneye taşımış, birkaç hafta komada kalmış Yusuf amca, sonra iyileşmiş ve babam motosikleti bırakmış, tüm bunlar bekâr iken yaşanmış. Babamı hiç motosiklet kullanırken görmedim kısacası, ama ailede herkes bilir bu konuyu ve bu anı ile büyüdük. Ben de yıllık izinlerimde Egenin çeşitli kasabalarında gezerken zaman zaman bu motora rastlar ve beğenirdim, ikinci motor olarak keşke benim de olsa derdim, ona binip sahil yolunda gezmek ne kadar keyifli olurdu diye düşünürdüm, sonra neden olmasın dedim ve internetten araştırmaya başladım. Sonunda temiz görünen ’70 model bir JAWA yı Isparta’da buldum. Kız kardeşim Isparta’da yaşıyor, hemen damadı aradım “Hakan koş! Bir motor buldum onu alacağım, gidip bir bakar mısın çalışıyor mu, yürüyor mu?“ Hakan hemen gitti motora baktı, videosunu ve fotoğraflarını çekti, gönderdi, çalışıyor hem de canavar gibi, sahibi de bir chopper kulübü üyesi ve hasta motorcu, kendine göre düşük maliyetli olarak toparlamış motoru biraz, idare eder, hele o İstanbul’a bir gelsin bak ben nasıl toparlıyorum diye düşünmeye başladım. Hemen noterden vekâlet gönderdim, Hakan satışını aldı, çok güzel e peki nasıl gelecek? Motosiklet nakliye şirketleri neredeyse motorun parası kadar taşıma ücreti istiyor, otobüs firmaları sıkıntı çıkarıyor, sonunda bir ambar ile anlaştık, ambar İstanbul’a gelecek olan malların arasına benim motoru deposu boş olarak yükledi ve cumartesi gecesi yola çıktı.Kamyonda yüklü olan beton logar kapakları ile arkadaş arkadaş geldi benim JAWA. Gözüme uyku girmedi tüm gece, pazar sabahı tuzla köprüsünden teslim alacağım planıma göre.  Bu arada bir yandan da internetten araştırıyorum, nasıl çalışıyor ayak marşı,  benzin-yağ karışımı ne ölçüde yapılacak, bu motosikletin restorasyonu nu kime yaptıracağım vesaire…

Sabah oldu ve kamyon şoförü aradı, “ abla ben geldim ama bu motoru indiremem eşek ölüsü gibi bu, bir çare bulun”, eyvah dedik, hemen tersaneye çektirdik, oradan birkaç da işçi ve forklift geldi askıya aldık, motoru indirdik aşağı, gözüme 1200 gs gibi göründü neredeyse J öyle heyecanlandım ki, hemen bidona koyduğum benzin ve yağ karışımını depoya aktardım, elimle iyice salladım motoru, seleye oturdum, motor değil de bir demir kütlesine oturmuşum sanki, şimdi sıra çalıştırmaya geldi, sol yanda bir kol var onu biraz çekiyorsun ve geri kaymadan basman gerekiyor tüm gücünle, olmadı bir daha, bir daha, her geri tepişinde o ayak marş kolu bacağıma çarpıyor ve çok da acıtıyor ama heyecanlıyım acısını düşünmüyorum, sonunda çalıştı! Tersane sahasında birkaç tur attım, çok fena, ne denge var, ne amortisör, demirin üzerinde gidiyorsun Allah ne verdiyse işte.  Durayım diyorum debriyaja basıyorum ışık yanıyor tamam boşa geçti deyip debriyajı bırakıyorum ve stop ediyor, o ışığa güvenilir mi hiç, kara düzen gitmek lazım, ilk saatler eyvah ben ne yaptım demeye başladım ama makine geldi artık mutsuzluğumu belli etmemeye çalışıyorum, çıktık yola bir kere. Tuzla’dan  sahil yolunu takip ederek Dragos’a gideceğiz. Her ışıkta stop etti motor, ah o debriyaj telini ben! Tekrar çalıştırmak istediğimde o ayak marşı bacaklarımda morarmamış tek bir yer bırakmadı. Işıklarda bir amca durdu yanımda, “kızım nereden buldun bunu, gençliğimin motoru” dedi. Diğer ışıklarda stop ettiğinde arabanın içinde ki gençler dalga geçtiler “ablaaa yardıma ihtiyacın var mı, kaç model bu,  antika mı hııhııı” içimden küfür ediyorum, ama elit! Kişiliğime yakıştıramadığım için dışa vurmuyorum J her sorana kaskımı açıp cevap yetiştiriyorum. Bazen de ışıklarda kaldığımda, sanki etrafı inceliyormuş gibi yapıp trafiğin geçip gitmesini bekliyorum ki rezillik büyümesin, yolda kaldığım anlaşılmasın.  Işıklara yaklaşırken “Allah’ım ne olur yeşile dönsün hemen” deyip dua ediyorum. Yavaş gidiyorum ama her seferinde de kırmızıya yakalanıyorum.  Bu bana ders vermek için ilahi bir yöntem sanırım diye düşünüyorum içten içe, sen ne atlarsın kırkbeş yıllık motora, gözünü sevdiğim otomatik elden marş, basıyorsun çalışıyor, bir de o zamanlar bende inazuma var, inazumayı beğenmiyordum ama garaja girince deposuna bir öpücük kondurdum.

Neyse efendim, düşe kalka geldik Dragos’a, evimin yakınında bir motosiklet servisi var, oraya çektim, usta bir bana baktı bir motora, “abla beni bunla uğraştırma zaten de anlamam, sat sen bunu yav”   dedi, moralim iyice bozuldu, serviste tanıştığım bir abi, başka bir motor tamircisinden bahsetti, o da yakınlarda bir yerde, tarifine göre gittim, o da benzer cümleler kurdu, benim moralim iyice düştü, zaten sabahtan beri yaşamadığım vukuat kalmamış, hayalimde ki keyif kâbusa dönüşmüş, direkt eve döndüm, motoru garaja çektim ve eve çıkar çıkmaz internetten satış ilanı açtım, aylardan Mayıs, bacaklarım mosmor, yaz geliyor, dua ediyorum hemen geçse şu morluklar diye. Arada bir işten dönüşte garajda motoru çalıştırıyorum, iki küfür edip tekrar kapatıyorum…

Tam  üç hafta sonra bir vatandaş aradı beni, “abla kimseye satma sakın ben alacağım “dedi..içimden “heh düştü bir sazan” dedim…  Sözleştiğimiz günde geldi iki kişi, motor çalışmadı, vurdurarak çalıştırdılar, bayıldı bitti motora, kurye imiş”hastasıyım ben bunların” , dedi… “bende öyleydim” dedim… “Abla kusura bakma ama sen yapamazdın bunu zaten” dedi, ilk defa kabul ettim, “haklısın kardeşim, al sen yap” dedim… gittik notere..çocuk öyle heyecanlı ki anlatamam.   Satışı verdim parayı aldım, garaja geldik, bindiler gittiler bir bilinmeyene doğru, hiç de merak etmedim sonrasını…J

Gelen para ne mi oldu?

Bakın şimdi, motorun İstanbul’a gelişi, ambar, vekâlet, noter parası vs dâhil maliyeti 2.800 TL, 4.800 –TL ye kuryeci çocuk aldı gitti.  O aralar, yazlık evin bahçe demirleri yapılacaktı, gelen para ile de o demirleri yaptırdım, yani bir demir kütlesi şekil değiştirip yine bir demir kütlesine dönüştü, ne zaman o bahçe demirlerine baksam aklıma JAWA'm gelir…  J

“Hey gidi günler, gençliğimde  ’70 model bir JAWA’m vardı” diyebileceğim artık…  kıssa dan hisse, bu hayatta aklınızda bir şey kalmasın, bir hayaliniz var ise ve yapabilecek durumdaysanız şartlarınızı zorlayın ve yapın…  Sizin ise kalır, değil ise gider Json olarak, bacağımdaki morluklar haziran sonu temmuz başı gibi tamamen geçti…

Mutlu kalın,

Aslı

 
Etiketler: Jawa’lı, Günler…,
Yorumlar
Haber Yazılımı