Yazı Detayı
21 Ağustos 2017 - Pazartesi 10:11 Bu yazı 228 kez okundu
 
Yusuf'la Her Şey Yolunda (Bölüm3)
Yusuf Gürkan
yusufgurkansk@gmail.com
 
 

Orta Asya’nın en ortasından selamlar…(Kazakistan-Almata)

 

Hedefin ne kadar büyürse, büyük zorluklara katlanacağını bil. Artık elimde rota yok. Sadece kağıt harita. Tetova’dan (Makedonya – Kalkandelen) ayrıldım. Arnavutluğun başkenti Tiran’a gitmeye karar verdim. Hava kararmaya yakındı. Durres ilinden geçerken camping tabelası gördüm ve şeytana uyup girmeye karar verdim. Ne de olsa hiçbir şeye bağlı değildim. Yol kötü değil. Yol yok. Kayaların üzerinden zıplaya zıplaya gittim. Kesin motoru kıracağız dedim ve mutlu son kamp alanına vardım. Tam denizin üzerinde, güneşin batışını yakaladım. Tüm yorgunluk yerini huzura bıraktı. Motosikleti Alman plakalı bir motosikletin yanına çektim.

 

Çadırımı kurdum. Laptop u alıp restoran bölümüne çıktım. Laptop bataryası çalışmadığı için priz olan bir masaya oturmam gerekiyordu. Priz olan sadece bir masa vardı. Masa da 50 li yaşlarda uzun saçlı bir adam oturuyordu. Yanınıza oturabilir miyim? dedim. Tabi ki dedi. Oturdum laptopu açtım. Adam benimle konuşmaya başladı. Sohbet hoşuma gitti, kapattım laptopu konuşmaya başladık. Polonyalı, 3 çocuğu ve 2 arkadaşıyla karavanla gelmiş. Karısı terk etmiş. İlerleyen saatlerde kızı ve kızının erkek arkadaşı geldiler. Sabaha kadar güldük eğlendik. Kızının adı Jarmila’ydı. 6 aylık bebeği var. (her hafta bana fotoğraflarını gönderir.) 1 günde büyük bir dostluk kurduk. Denizi çok kötüydü maalesef. Ertesi gün yola çıkmak için hazırlandım, Tiran’a doğru yola koyuldum. Hemen şehir turu ardından İtalya Bari’ye gitmek için vapura bindim. 135 Euro kamaralı oda ve motosiklet için ödedim. Gemi gerçekten büyüktü. 3 restoran 1 casino ve market vardı.

 

Tüm restoranlarda fiyatlar farklıydı. Televizyona bir baktım muhteşem yüzyıl oynuyor, baya eğlendim. 18 saat sürdü gemi yolculuğu. Bari de indim, gümrük işlemleri vs çok hızlı ilerledi. Çocukluğumdan kalma Napoli ye gitme isteği tekrar yeşerdi. Otoban ve otobandaki benzinliklerdeki benzin fiyatları astronomik. Türk olmama rağmen şok oldum. 8 euro’ya tavuk burger kola ve bardakta meyve salatası verdiler. Yolda motosikletli biriyle karşılaştım. Kesinlikle oraya gitmemem gerektiğini eğer gidersem de yanıma sadece pasaport ve kredi kartı almam gerektiğini söyledi. Yoksa yolunu kesip gasp ederler dedi. Bende çekindim. 20 km uzaklıktaki Mondragon kasabasına gittim. Yan çantalarım soft. Sağ çantayı biraz aşağı almışım. Egzos bütün kıyafetlerimi yakmış. Allah’tan giderken tutuşmadık. Dünyanın en iyi kamp alanlarından biri olan bir yer buldum. Gecelik kendi çadırımda konaklamam için 35 Euro istediler. 49 GEZİ/ TRAVEL Dedim şaka. Gayet ciddilerdi.

 

Zaten kıyafetler yüzünden canım sıkkın, gittim 50 Euro ya otel de kaldım. Ertesi gün Roma için hazırlandım yola koyuldum. İtalyanların dedikleri gibi bütün yollar Roma’ya çıkıyor. Yolda Motosikletli İtalyan bir grup - la karşılaştım. Ayaküstü sohbet ediyoruz. Nereden geldiğimi sordular. Mondragon dedim kimse anlamadı. Tarif ettim yine yok. Harita üzerin - den gösterince, Heee Mondragone dediler. Tam Cem YILMAZ repliği gibi oldu. Balzemik sosu anlamayıp Balzemiko sos diyen garson ak - lıma geldi. Roma’ya girdim. Cadde sokaklar küçücük. Neden küçük araba ve scooter ürettiklerini anladım. Üstümde deri mont resmen haşlandım. Zar zor tek kişilik bir oda buldum 50 euro daha gitti. Başladım şehir turu - na. Tur otobüsü 15 Euro istedi. Dedim yürürüm. İlk turum olduğu için yanıma spor ayakkabı almamıştım. Keşke 15 euro verseydim diye diye Vatikan’a yürüdüm, Collesium’a girdim 15 Euro. Şehir çok kalabalık ve kirliydi.

 

İnsanlar bağırarak konuşuyor. Her yerde seyyar satıcılar. Yer - lerde uyuyan evsizler. Açık söylüyorum beğenmedim. Otele döndüm. 2 gün oralarda gezindim. Bir sonraki gün Levent GÜNAY arkadaşımın tavsiyesi ile Rimini ye gitmeye karar verdim. İlk hostel deneyimimi ora - da yaşadım. Ucuz olması ve genellikle gezginlerin olması çok hoşuma gitti. Uçsuz bucaksız plajları vardı. Bir gece orada konaklayıp Venedik’e doğru yola çıktım. Venedik, aşkların ve maskelerin şehri. Şehire giden yol 4 şeritli, deniz seviyesinde. İstanbul boğaz köprüsünü deniz seviyesinde olduğunu düşünün. Şehire girişte sağ taraf da ücretsiz motosiklet parkı vardı. Laptop ve diğer elektronik eşyalarımı düşündüğüm için özel otoparka bırakmaya karar verdim. Ne kadar olabilirdi ki ? 15 Euro 2 saat için otoparka para ödedim. İçime oturdu resmen. Şehri gezerken 2 saat - liği 5 euro olan bir otopark gördüm. Tabi iş işten geçmişti. Dilim piz - za istedim bir de kola 7 Euro.

 

Kredi kartını uzattım. Demesinler mi 10 Euro nun altında kart geçmiyor. Nakit ödeyip çıktım. Artık İtalya’dan çık - mam lazımdı. Çünkü bütçe iyice kısıldı. Doğru Slovenya’nın başkenti Ljubljana ya sürdüm. Geç saatte orada oldum. City Hostel’i arıyorum. Yanımda bir taksici durdu. Kardeş sen Türk’müsün dedi. Evet dedim. Hostel aradığımı söyledim. Onu takip etmemi istedi. Hostel’i varmış ve sadece bir yatağı kalmış. Tereddüt ede ede takip ettim. Işıklar da yan yana durduk.

 

Annemi aradım, hostel’in kapısını açacak motoru içeri sokarsın dedi. İçim rahatladı anne kelimesini duyunca. Gülseren di annesinin adı. Kapıyı açtı motoru içeri yerleştirdik. Sağ olsun çok il - gilendi. Makedonya Türkleriymiş oraya yerleşmişler. Hostel’e isim koy - mamışlar. Fiyatta indirim yaptılar. Gece yarısı oturdum laptopu açtım 1,90 boylarında üzerinde kirli bir atlet olan bir adam girdi odaya. Bam bam bam yürüdü yanımda ki yatağa oturdu. Hadi kalk içmeye gidiy - oruz dedi. Dedim hadi gidelim. Adamın dilenci gibi bir şey olduğunu düşündüm. Issız yollardan geçiyoruz.

 

Ben iyice gerildim. Ağır bir rock müzik sesi gelmeye başladı. Bir parka girdik. Herkes sırt çantalı. Bara çıktık, barmene para bütünler misin diye sordu. Tabi dedi. Cebinden çorap çıkardı ve bozuk paraları masaya döktü. Dedim bu kesin dilenci. 82 Euro bütünletti. Dedim iyi iş. Dışarı çıktık. İki sırt çantalı kadına ses - lendi. Kadınlar dönüp baktı kafalarını çevirip tekrar bakıp koştur koş - tur yanımıza geldiler. Dedim ne oluyor. Meğerse adam dünyada hatırı sayılır bir Jonglörmüş. Facebook sayfası falan var. Baya bir takipçisi var. Sabaha karşı 4-5 gibi hostel’e döndük. Ertesi gün şehir turu yaptım. Çok sevimli bir şehir. Binalar 100 yıllık. Çocuk havuzlarını cafelerde masanın altına ayağını sokup serinlemek için kullanıyorlardı. Fiyatlar İtalya’ya göre çok makuldü ve istikamet Macaristan…

 
 
 
Etiketler: Yusuf'la, Her, Şey, Yolunda, (Bölüm3),
Yorumlar
Diğer Yazılar
Ulusal Gazeteler
Son Sayımız
Alıntı Yazarlar
a2Teker